not: 0

öykü

bıyıkları onaltıncı asırdan kalan öğretmen yazılısında sınıf sessiz.

tümlecim burga noktam eksik. alfabenin otuzuncu harfi neydi.

(bulamadım öğretilmiş dillerinde/ülkelerinde)

yaralanan çığa takılıyorum. sanki tüm Ağrı kusuyor içtiği kanları.

lapa lapa atıyor reformist pencerelere kapılara.

(ah bir yel esti zilan’dan içime içime)

öğretmen bana bakıyor

bana bana baktıkça çağ değişiyor

dağ deliriyor.

Unutulmuş

öykü

Sersem dinginliğin deltasına vurmuş, yırtılmış bir tekne. Akışkan gölgeler teknenin başında duran adamı kirletmiş, henüz güneş yok yıkanmasına.

Belleğinden düşen ufalmış, tozlaşmış tuğlalar ardındaki anafora karışıyor. Islak ellerinin gücü yok yakalamaya; öyle bitkin, öyle yenik.

Kırçıllı sis ufalmış bedeninden yakalıyor onu. Adam sakin, bir vahşi çığlık atıyor tekne.

Sular aşınıyor, çağ bitiyor.

Kurban

öykü

ülkesiz bir kadındı. süreksiz, yenik.

esmer bir çocuğa rehindi. tek düze koca bir asrın tek tesellisiydi belki bu.

ararat’ın deşili mağarasından kopartırken kendini, uzun düşleri sığmamıştı avcuna. bir lastik pabuç ve rengi buğulu bir elbiseydi alabildiği.

leşlerin ortasında bekledi hep. bekledi ki milat geçsin, unutsun gün ve geceyi.

çapraşık yaşında tüketti kendini.

Menü

öykü

Musluğun boğazında bir yumru. Gezegenin saydam sıvısı ellerimden kayıyor. Bıçakladığım atomların boşluğunda mavilikler. Poşetlerde boğuk, asırlık heykeller. Ellerinde miladın olgun renkleri, biraz reyhan, belki misk.

Kızgın demir oyuklarından taşan alevler. Tencerede kaynayan dünyanın yosunu acı. Eriyen gecenin sıcağı, kapağın sarhoş buharı. Akrep iç bükey kıvrımda açısız kalıyor. Fokur.

Akşam yemeğinde ölüş, bir kilo dünyanın ceviz içi boşluğunda ben var.

“Bir akşam yemeği menüsü, ölüş az olsun lütfen!”